2 Ekim 2015 Cuma

Doğru Parçası

Hadi ört üstünü çocuk 
Daha fazla tozlanmasın gözlerin 
Biraz dur şimdi nefes alma 
Boyamasın siyaha ciğerlerini bu 'onlar'
Nasıl olsa en güzel çiçekler düşlerinde açar ört üstünü
O çiçekler ki kök salmaz hiç bir toprağa 
Göklere uzanırlar 

İçimde diyorum ah bir deniz olsaydı
Ve her türlüsü rengarenk balıkların
Bir çiçek kök salsaydı bir balığın kuyruğuna
Bir bağlanma asla bu kadar kopuşsuz olmamalıdır gerçi değil mi?
noktalardan fazlası değilken çizgiler bile 

Ahh kırık köşesi neşelerin
Eskimiş, solmuş kumaşı insanın 
İçimde balıklara yem olsun 
Ahhh o yalnız gececileri yerlerinden edenler
Saadet saatlerinin akrebini yelkovanından ayıranlar bir çokluk uğruna
Doğrunuz batsın dipsiz sularıma 
Ne gereksiz ne ağır yükler iliştirdiniz ayaklarına
Pek zor değildir mesela bir ilkokul çocuğu için bile
Sonsuza uzanan noktalar kadardır doğru 
Ahh o herşeyleri bilenler
Pek sevmeyip çokça nefret edenler
Keşke bilirmiş gibi yapmasalar sonsuzun yolunu



Hadi sen ört üstünü çocuk tozlanmasın daha fazla gözlerin
Gözlerimi de temiz sanma pürüpak
Baktığım yerler kirlidir biraz

3 Eylül 2015 Perşembe

...
zaman başarısız bir ırmak 
üstelik ben kadere inanmam 
evet biz benyaptımolducular/kimeneciler/sizeneciler
ukalayızdır biraz

-belki benimki de bir dedikodudur sadece-
zaman başarısız bir ırmak
aklım ermemeli büyüklerin işine
aklımı alıp erdiği yerlerden indireceğim birazdan 
sırf sizeneciliği sevdiğim için

-belki benimki de öyle yalan yanlış bir işitimdir sadece-
zaman salına salına geçerken sokaktan 
dikilirmiş kader orta yerine yolunun 
sonrası...hiç kalmazmış ağızdaki o eski tat 
hiç görülmemiş ki onarılsın kırılan hiç bir bardak tastamam
ve en çok da bu dedikoduyu sevmiyorum -laf aramızda-
geri kusamazmış ölümünü hiç bir çocuğun işte bu zat

ahh pek kolay oldu
aklımı çekip indirdim erdiği yerlerden
kalbe yakın taşınmalı bir dini kitap
şimdi sen şu saatte gözlerin toprak gibi sımsıkı kapalı
ve kalbim hanidir bir katara tutunmuş
tıkır tıkır işlerken yollarını kalbinin
zaman eline hamarat bir tarım toplayıcısı kadar kutsal
ne varsa kelama ait güzel 
hislere ait insan
aşklara ait senden 
iş tutmuş kendine 
toplayıp serer önüme
-belki benimki de öyle yalan yanlış bir işitim değildir ha dostlar-
belki de zaman kendini aklamanın izinde

01.05.2015-01.09.2015
ANKARA




29 Mayıs 2015 Cuma

KILIÇ BALIĞI

KILIÇ BALIĞI

Şimdi benim bu ellerim hep kılıçbalıkları.
Duydum.
Gökyüzünü anlattığınız öyküleriniz varmış.
Bizim bir gökyüzümüz yok doğrusu.
Işık da pek azdır bizim buralarda.
Öyle övünmeyin boşuna
Hiçbir ışık yeterince aydınlatamaz hiçbir kimseyi
Ve hiç kimse göremez bir diğerini çırılçıplak ışıklar altında
-Bu arada insan ilk önce kalbinden başlar soyunmaya

Siz suretlere aşinasınızdır, vücutlara, giysilere ve saçlara
Sular altı saatlerde biz
Şöyle iyice dinlersek
Dalga dalga yayılan seslerini işitiriz kalplerin
İşitiriz hatta taa kilometrelerce öteden
Geçenlerde bir kadına rastladım örneğin
Başka denizlerde yüzmekteydi kanımca
Siz olsanız koyuca diyecektiniz tenine sadece ve  biraz uzun boyuna
Yazık!
Ne eksik anlatacaktınız, ne fena!

Benim şimdi bu ellerim bir kılıçbalığı
Kucaklamaya bu ağlarınızı
-ki vaadi odur ki onların
Her şeyi bilen bir kedinin midesinde gezeceğim bir ömür boyu
Üşümek nedir bilmeden, ne ala!
Aç kalmak nedir, hiç…

Yemekte içmekte değil de gözüm
Gökyüzü biraz güzeldir kabul
Adını bile duymadığım ağaçlara çıkıp
Vaadi odur ki bulutlara erişeceğim neredeyse
Ki herkes kediyi ve beni izlesin

Ben istemem dostlarım bileyim her şeyleri
Varsın eksik olsun bulutlar
Her şeyi bilmekler sizin olsun
Ben istemem dostlarım açlığımı kendi yokluğumla doyurayım
İstemem ben bileyim her şeyleri

Şimdi benim bu ellerim hep kılıçbalıkları.
Duydum güzel öyküleriniz varmış
Olsun!
Kucaklıyorum ağlarınızı
Hoşça kalın
İşte özgürüm yine  
İşte şimdi tek bir kulak tüm vücudum
Duyuyorum ne mutlu
Bir kadın yavaş yavaş soyunuyor
29.05.2015



8 Nisan 2015 Çarşamba

Kimliksiz

Kalbinin karanlığa doğru içinde nüfusa kaydettirmediği duyguları vardı kadının. Diyelim ki kadın umuduna kimlik çıkardı - ki bizim buralarda sadece 11 numarayla tanımlanıveririz her birimiz-, nereden bilsin ki yaşayacak! Ya yaşamazsa -ki pek de görülmemiştir öylesi bir hayatta kalmışlık, hiç bir eli cebindeliğin ve hiç bir ıslık sesinin uzun süre kalmayışı gibi bir dudak kenarında - ya yaşamazsa nasıl kullanır ki aynı adı 'ölmeden gömmek kendini' duygusu.

Işte böyle böyle kalbinin karanlığa doğru içi öyle tanımsız, öyle bir gözü hep bir kirişin altında, kapıya yakın..kadının kirpikleri, kadının göz kapakları ve dahi kadının geçtiği tüm yollar gözlerini saklamaya yakın..

4 Nisan 2015 Cumartesi

uçan halı

Bir varmıııış, bir yokmuş
gün ışımadan bir kez daha, ürkek bir dokunuşla uyanmış..
bir bakmış ki bir kuş konmuş, yanına uzanmış
bilseniz o bu duruma ne de çok zor dayanmış

kuş kendini süpürmek istemiş altına, 
Fakat halı o vakit yıllardır açılmamış bir rulo 
ne yapsın hiç ışık görmez, az da küf tutmamış ki içi
demiş ki 'mezarlığı olmadım ben hiç kimsenin. 
Sakıncası olmazsa daha da istemeyeceğim 

Ama o sabah acaba
belki uçan bir halı o sabah ?

Rivayet odur ki bazı sabahlarda gökyüzünde rengarenk bir halı uçarmış...



2 Nisan 2015 Perşembe

sözde özne

bu sene de ne komik yaptık, değil mi biz yine! 
fakat senin de kafan biraz küçük duruyor bu şekil, kim bilir ama -biz değil- belki sen ayaklarınla düşünüyorsundur ya da ayaklarını üşütüyorsundur, sancın vardır üstelik de tüm terane bu öfkedendir sayın tanrı..
Neyse boş ver öfkeyi geçen gece biz yine baya özgürüz, sonluluk, karanlık bir de köpek, oturmuş önce kim gidecek diye rulet oynuyoruz-ki buradaki köpek benim-! biz böyle eğlerken kendimizi önce inancım gidiyor sonra sevmek anahtarı-ki ben bir vakit bu karardan çalınsın demiştim ömrüm-o bir diğeri yok mu gitmeyi bir diğerine veriyor derken gitmek elden ele..
sonrası iliklerimize kadar mutluluk...mutluluk mu dedi biri, sallanıyor masa, masa dengesiz!
hayatta kalmayı tercih etmek ile uyumak istememeyi tercih etmek ne özgürleştirici iki eylem tanrım, o halde yaşasın tekinsiz özgürlüğümüz! 
rakı doldur saki eksilmesin!

soru:yukarıdaki paragraftaki sözde özneyi bulunuz.

30 Mart 2015 Pazartesi

ÖLÜ BİR BALIKLA DANS ETTİM DÜN GECE

ÖLÜ BİR BALIKLA DANS ETTİM DÜN GECE

ölü bir balıkla dans ettim dün gece
yoo öyle telaşa kapılmayın hemen
ölü balıklar dans ederlerken anılarını çizerler belleğime
hem anılar yaşıyorsa
kim bahsedebilir ki ölümden

herkes bazen katili olur anılarının
bir zamanlar ben de oldum sizin gibi
yaşanmıyor dedim artık oyun parklarında tek başına
bir tahterevallide hiçbir anı kalkıp içimden
oturmadı örneğin karşıma
şöyle ağırlığınca yükseklere uçamadım hiçbir anının
oyunlara alınmayan çocuklar gibi boynu bükük kaldım
benim biraz meylim vardır boynu bükük çocuklara
meylim olduğu gibi ölü balıklara


neyse nerde kalmıştım
aa evet dün gece diyordum
ölü bir balıkla gözlerimi takas ettim
neler görmüş bir bilseniz
pek çok denizler gezmiş, büyük balıklardan, kayıklardan ve et yiyen otlardan kaçmış
doğduğunda ilkin çok kardeşi varmış, hepsi hep bir ağızdan çevresini sarmış
yorulmuş seslerinden, tek bir tonda tınlayan
sonra bir zaman, karanlık kayalarda, ölü kuşlar görmüş kanatları olmayan
hepsiyle bir bir dans etmiş
günlerce gecelerce dans etmiş
her biri sihirli ve hiç duyulmamış tonlardan ötüşünü işlemiş balığın yüzgeçlerine
balık ne kadar yüzdüyse o kadar renge boyamış suları

fakat aklıma takıldı, sadece kuşlar mıdır öldürülen?
herkes bazen katili olur anılarının
bir zamanlar ben de oldum sizin gibi
yaşanmıyor dedim artık oyun parklarında tek başına
bir gün yine öyle bir cinayetin hemen ardından
bir rüzgar aldı ölü anılarımı aklımdan
ne varsa gördükleri işlendi nefesine rüzgarın
dans bitti, rüzgar yoluna devam etti
taa ki karşılaşana kadar başka bir rüzgarla aynı anın farklı anılarını içinde taşıyan
ne büyülü bir andı o!
gök gürledi hiç duyulmamış tonlardan kuş cıvıltıları içinde
türlü renklerle bezenmiş sayısız gökkuşağıyla kaplandı gökyüzü
kesişmişti yolları, rüzgarlar öylece esip geçemediler birbirlerinden
ne geçse duydular, bildiler içlerinden
öleceklerdi ne fayda ve aniden kesildi nefesleri birbirlerinin şiddetinden
yağmur damlalarıyla birlikte her şeyin ölüleri döküldü yer yüzüne bir bir
yağmur damlaları her ölü şeyle dans etti

ölü bir balıkla dans ettim dün gece
yağmur damlalarının yıkadığı ölü denizlerden gelen
her bir ölü denizle dans etmiş ölmeden
yoo öyle telaşa kapılmayın hemen
ölü balıklar dans ederlerken anılarını çizerler belleğime
hem anılar yaşıyorsa
kim bahsedebilir ki ölümden




25 Mart 2015 Çarşamba

-külleri savrulmuş/olmayan bir şiir-

duydunuz mu
tanrı elinden düşürmüş bizi
paramparçayız, tuzla buz
bir saatin bir önceki saniyesi
yahut gelmesi beklenen zaman kadar varlığımız
kayıp,dağınık ama yalnız değil

tanrı elinden düşürmüş bizi
çirkin bulmuş olmalı
ama neden
pas tutmuş ağzından bizzat üflemişti ruhumuza tüm nefesini
şahit olmuştu göklerden başkacaları da
–öyle söylüyor- düşürmüş elinden

hadi be sende
bırak kendini kandırmayı
bilerek bıraktı bizi
bırakmasaydı..

neyse üzülmesin yine de
ben duyarım içimde ölgünlüğünü kendine acıyanın
duyarım eline yüzüne bulaştıranların olamayışlarını
varamayışlarını bir olmaya

tanrı elinden düşürdü bizi
ayalarına bakıp kaderini anlatıyordum bir bir
kim isterdi ki bilmeyi kaderini
acıyla doluysa ve göz yaşları biriktiriyorsa korkunun gölgesinde
dayanamadı sızısına bir kadere mahkum olmanın
düşürdü bizi elinden

ama biz öğretildik sayın tanrı biz öğretildik
ölümün ve doğumun ötesinde hiçbir bilgi taşımayan kaderimizi
öğretildik
neyse ben biraz öfkelenirim bazen
üzülme sen de mükemmel değilsin biliyorum
keşke sen de anlasan biraz

tanrı elinden düşürdü bizi
hadi be sen de fırlatıp attı işte
kimse bakamazdı kendi çirkin suretine öyle uzun
tüm bu kötülüğü ben yaratmadım
ama mesela bu şiir
ben az sonra atacağım bu şiiri
düştü diyeceğim elimden
daha da güçlensin diye
düşlenmek öyledir biraz
güçlendirir
durup durduğu yerde düşlenemez ne bir tanrı ne bir insan ne de bir şiir
beyninin tüm kıvrımları birbirine yapışır durduğun yerde
düşünemez olursun, düşlenemez, güçlenemez
ama işte bak en güzeli de bu ya
tanrı düşürdü bizi elinden
ben de bu şiirin küllerini savuracağım az sonra
başka başka mevsimlere, başka başka şiirlere dokunacak bedeni
durduğu yerde düşlenemez bir şiir

şimdi bizim cinsel organlarımız darmadağın
bizim beynimiz, kollarımız, bacaklarımız, aklımız
dünyanın her köşesinde, uzay boşluğunda, başka gezegenlerde
düşlenip duruyorum tanrım sana teğet bir doğrular düzleminde
ve üzgünüm efendim
güçleniyorum
şimdi lütfen sakin olun
bir bardak su alın lütfen
ama bunu bilmelisiniz
sizden kusursuzum efendim
kusursuz değilim ama

tanrı elinden düşürdü beni
paramparçayım, tuzla buz
bir saatin bir önceki saniyesi
yahut gelmesi beklenen zaman kadar varlığım
kayıp,dağınık ama yalnız değil


yeni topraklar ekleniyor orama burama
sizin beğenmediğiniz suretime farklı coğrafyalardan başka başka renkler ekleniyor
çeşit çeşit saçlar, gözler, çeşit çeşit dudaklar ekleniyor
tırnaklarımın içinde yeni coğrafyalar birikiyor efendim
koltuk altlarıma, apış arama, memelerime
duyumsuyorum her birini ayrı ayrı tüm üzüntülü ve coşkulu duyguların
yeni topraklardan, yeni hayatlardan ve dahi yerçekimsiz ortamlardan
yeni yeni ağızlardan yeni yeni tınılar birikiyor ses tellerime

sizden kusursuzum efendim