KOLYE
Evlerinin sokağının bozuk yoluna giren kamyonun sesiyle
uyandı. Yataktan çıkmadan etrafına bakındı. Eşyaları ve hayatı parça parça
kolilerdeydi.
-Hadi kızım kalk artık, kamyon geldi bile, çabuk hazırlan.
Yerinden kımıldamadı.
İrili ufaklı bu koliler az sonra kamyona yüklenecek ve başka
bir odada yeniden açılmak üzere evin diğer eşyaları ve hayatları ile birlikte
on saatlik bir yolculuğa çıkacaktı. Eşyalar yeni evlerine yerleştiğinde burada
geçen ve özellikle zihninde büyük bir özenle tasnif edip yeniden yeniden
yaşadığı son bir yılı da hatıra olacaktı. O sırada kolilerin en küçüğünden bir
ses duyduğunu sandı:
-Çok uzun bir yolculuk olacak arkadaşlar, dağıtımdan bu yana
bu kadar uzun yolculuk yapmamıştık.
-Umarım kapaklarımızı kırmaz metal arabalar yolda
sarsıntıdan.
Konuşanlar kasetlerdi. Dayanamadı Zeynep bir çırpıda
sıyrıldı yataktan, alelacele açtı koliyi, dağınık bir biçimde paketlemeden
koyduğu arabaları çıkardı. Yatağının örtüsünü çekti, bir kaç kez katladı ve
oyuncakları örtünün arasına koyup yeniden koliye yerleştirdi. Babasının öfkeli
sesi bir kez daha duyuldu:
-Git şu sorumsuza bir bak.
Zeynep, dün geceki tatsız tartışmayı hatırladı. Mert’le
parkta son kez buluşmuşlar, salıncaklarda oturup sohbet ederken zamanın nasıl
geçtiğini fark etmemişlerdi. Eve geç gelmiş ve daha kapıdan adımını atar atmaz
her zamanki gibi bir nasihat yağmuruna tutulmuştu. Babası yüzünde konuyla
alakasız bir ifade ile elindeki kolyeyle oynayan kızının kendisini
dinlemediğini fark ettiğinde iyice öfkelenmiş, araya giren annesi onu alıp
salona götürmüş ve zar zor yatıştırmıştı.
Annesi çalmadan açtı odasının kapısını, başını uzattı,
Zeynep’in hazırlanmakta olduğunu görünce:
-Hah tamam kızım hadi biraz acele et, adamlar senin yatağını
da sökecekler, dedi.
-Tamam az kaldı anne, diye karşılık verdi Zeynep önündeki
koliyi bantlarken.
Her zaman ailesinin özellikle de babasının istediği gibi
davranamayacağına göre –ki dün gece bıraksalar sabaha kadar Mert’in yanında
kalırdı-, uzun ve sıkıcı nasihatlerden kurtulmanın da yolunu elbet bulacaktı.
İnsanın kendi zihniyle baş başa olması durumunun babası dahil kimse tarafından engellenemeyeceği
düşüncesine bayılıyordu. Kendi hayal alemindeyken sınırsızca özgürdü. Dün gece
Mert’in hediye ettiği kolyeyle oynadığı sırada yarım kalan görüşmelerini
zihninde tamamlarken olduğu gibi. Kendi hayal alemine kaçmak, odayı hatta evi
terk etmekten bile daha etkili bir yöntemdi, eğlencesi de cabası!
Birkaç dakika içinde kolyeyi özenle kutusuna yerleştirdikten
sonra açık kalan son koliyi de bantladı. Odaya son bir kez daha şöyle bir göz
attı. Odadan dışarıya adımını atmak istemiyordu. Taşınma işi kesinleştiğinden
beri çok keyifsizdi. Okulundan, mahallesinden, arkadaşlarından ve Mert’ten
ayrılmayı hiç istemiyordu. …
….
Yatak odasında elinde bir kolyeyle henüz yerleştirmediği tek
kolinin başında öylece kalakalmıştı. Zihni o odadan, o evden, o yaşantıdan
hızla uzaklaşmış, kendine çoktan bir takım geçmiş mekanları inşa etmeye
başlamıştı bile. Birkaç saniye içinde parktaki salıncakların renkleri de dahil 20
küsür yıl öncesine ait tüm resim tamamdı. Ancak Mert’in ona bu kolyeyi
verirkenki sevecen ve yarı hüzünlü yüzünü bir türlü bulamıyordu. Gözünün önünde
yeniden yeniden beliren gergin ve sinirli suratı ise yakın geçmiştendi. Bu
surata eşlik eden sahne ise boşanma işlemlerini başlatmak üzere hazırladıkları
dilekçeyi vermek üzere gittikleri adliyeydi.
Zeynep, Deniz’in sesiyle odaya geri döndü. Öylesine dalmıştı
ki onu ancak 3. seferde, odaya girip yanında dikilerek bağırdığında duyabildi:
-Anne, hatıra defterimi bulamıyorum?
Zeynep anılarının da değişmiş olmasına şaşkın, elindeki
kolyeyle birlikte onları da bir kenara bırakarak kızına döndü:
-Tamam, şimdi gidip hatıralarını bulalım.