11 Temmuz 2018 Çarşamba

Çomak
sabahını soyduğum bir gündü,
sıyırdığım kundaklarından tüm öyle olmayan kahramanları
bize yalan bile söylemediler
kızgınlığım biraz da buna 
bize aslında hiçbir şey söylemediler

mor bir çiçek;
sümbül değildi, leylak değildi, menekşe değildi
-Artık bilmediğim şeyler söylemek istiyorum,
Bilmediğim şeyler duymak, görmek-
Mor bir çiçek, yamalar içinde
öyle açmıştı ki kendini 
Bir karınca örneğin çıkaramazdı çağlar boyunca bunu kulaklarından
"dur yapma" diye yetişebilsem yapraklarını örtmeye 
belki iyi bir şey olurdu ama olmadı
yetişemedim, oturdum yanına, kundağına sarıldım ağladım 
Gözümden ne arılar, ne böcekler.. 

Geçenlerde bir polen -bir süre bi ev yapmış bir esintiden
Özgürlük sanıp görmeyi geldi girdi gözüme
Peşi sıra beş on otuz derken aç gözlü koca bir kovan
Yahu sen poleni seviyorsun diye, polen de seni…?
Arı işte, ne anlayacak?
İnsan da anlamıyor, biliyorsun değil mi?

Kendimi çok kez zorla barıştırmaya çalıştım
Bir sürü arıyla, bir sürü polenle, bir sürü mor çiçekle
Yahu bize yalan bile söylemediler
kızgınlığım biraz da buna işte
bize aslında hiçbir şey söylemediler

diyorum ki madem öyle 
hazır herkes meydanları doldurmuş
çık sen de en büyük çamına en geniş mezarlığın,
kundaklar boyunca yalanlara sar
ne ilk ne de son nefesi duyulmuşları
Ama işte biraz fakirim seçim üstü..
azıcık çalı çırpı biriktirsem, kalkıp aday olurum belki ama…
Çalılar, çırpılar… Üstüm hep çizik içinde

Ahh tabi ya mor çiçek diyordum..
Sonra tuttum ben o çiçeği gezmelere götürdüm deniz kenarlarına
“Bak Çiçekcim” dedim "Üzülme" “Burda da herkes çıplak”
İkna olmadı.
ne ki bi ara çıt çıkmazda eğildi duydu sesini  
ne acayip asırlarca bir andı 
uzattı sanki dalını yaprağına sardı kalbimi
usulca fısıldadım..
“Bak çiçekçim” dedim “Burda da tüm sesler çıplak”
Dayanamadı daha fazla oturdu yanıma, ağladı
 
Bazen denizlerde, göllerde, okyanuslarda, derelerde falan değil de
Örneğin geceden kalma bir yağmurun
Bir taş üstünde kalmış minicik bir birikintisinde
Gökyüzünü görüyorum.
Parlak ışıklar, renk renk kuşlar ve bembeyaz bulutlar muhakkak ama,
yahu gölgelerin rengi olur mu hiç
hem sen geçmişini sevmek istiyorsun diye...

İnsan bir çomak değil sen de biliyorsun 
ki bulunup getirilsin bir köpeğin ağzında geri
Öyle yerlere fırlattım ki yanlışlıkla kendimi
atmosferin bir ucundayım ama
hala çeken hep uzaydır beni
Lütfen Beni Avlama
oyunları yarım bir balığın
donuk gözlerinden bakıyorum sana
dünya çok soğuk, üşüyorum
biçimsizce ve çırılçıplak (bir) yüzdüm kıyılarına
bakışlarım parladı 
beni lütfen avlama

dünyanın doğrularını ben yazmadım
gel biz biraz iç denizlerimizde yüzelim
gerçekler sizin olsun
istemem ben büyük insan olayım
içimi gördüğüm yanlışlarım var
dünyaya içkin anılarım

okyanuslar boyunca yaşamlar geçiyor zihnimden
nefesin boyunca kadınlar
lütfen beni avlama
gel biz biraz iç denizlerimizi gezelim
lütfen beni avlama

28 Ekim 2017 Cumartesi

dün bi mekandan çıkıp diğerine geçerken ardımda beklentisiz bi hıçkırık duydum, 10 yaşlarında esmer tenli bi kız çocuğu..bizim buranın 'kara'larını ne kadar biliyorsam santim santim karanlıktaki kara çocuklarını da o kadar bilirim..mendil ya da çiçek satarlar ya da boş avuçlarını açarlar mekanlarda ve sokaklarda..bi de boyacılar var bahar kışa varana kadar fena kazanmazlar, epeyce çaylarını içmişliğim var alçak tabureli çay ocaklarında..acınmak değil de anlaşılmak ve takdir görmek ister çogu..-kim istemez ki- 'aferin be ben bi günde o kadar kazanmıyorum' denilsin mesela, mesela 'yooo çaylar benden dediğinde' elini cebine atmamanı beklerler..kimi de hiç bişey beklemez, bekleyemez..dün gece döndüm arkamdaki çaresiz hıçkırığı kucakladım. Daha önce çıkmış sol bileğinden sertçe çekiştirip dışarıya çıkarmış bi garson..döndüm arkamdaki göz yaşlarını kuruladım. Okulunu öğretmenini konuştuk..Kaçta döneceksin eve dedim saat on buçuğu bulmuştu..o çocukları sokakların sanır çoğu ya değil..sokaklar çocuk doğurmaz ki..her gün kararmaya yüz tuttu mu ankaranın en varoş semtlerinden otobüslere doluşup büyüklü küçüklü inerler şehrin işlek caddelerine..cevvaldirler, korkusuzdurlar işlerine gelmedin mi de yüzlerini çevirip sesine sağır olurlar..pek parlak değildir ama zırhları vardır minik kalplerini ve vücutlarını saran..ahh ama arkamdaki kapkara bilek..avuçlarımın içine aldım..aldım almaya gönlünü de ve başardım minik bi tebessüm iliştirmeyi yüzüne-yüzümü ona verdim aslında ıslak kaldı gözlerim bir süre  daha...'keşke buranın karaları denize çıksaydı' diye geçirdim içimden, 'ahh bir kucaklasayabilseydi deniz  göz yaşlarını kızın.. katıp belki sonsuzca döngüsüne bırakırdı o garsonun göz pınarına' sonra yüzümü bıraktım kıza, aldım gözlerini..sonra kıyılarına geldim kendi iç denizlerimin..
'Su başında durmuşuz Çınar, ben bir de minik kız..Suyun şavkı vuruyor yüzümüze çınara, bana bir de minik kıza' ... 

9 Temmuz 2017 Pazar

kavanoz

içini gördüğüne beş kala sonlanan kalabalık duraklarından birinde yolculuğun
sessizce kalemini sivriltiyor bir çocuk
gün-bugün-dün-gün-bugün-dün
O vakit bir elim bir sesi taşıyor yüreğime doğru
Durma devam et arıt pencerendeki tozu
aman buyur et öldürme sakın böcekleri örümcekleri
onlar seni sen(den) edenlerdir, 
kimlerin içinden geçtin
bi tren, bi orman, bi ateş, bi karanlık bi tünel ve yüzlercesi
asılı kaldı suretin kimlerin hücrelerinde, kimbilir 
istemem ben içimde kırılsın kanadı bi güvercinin
ve istemem kırılsın saçlarımın rüzgarı çarpıp duvarlarına bi sözde sevginin
dallarım ne çizsin yüzünü kimsenin
ne de topraklar altında nefessiz kalayım büsbütün
ama bir pamuk tarlası değil ki insan
kurak kentlerin kavruk ameleleri toplasın özenlice içini
kavanoz kapaklarına diyorum sıkışan çoğunlukla güçsüzlüğüdür çocukluğunuzun
balonlar, toplar, bisikletler falan hep güzeldir elbet
oysa ki nasıl heveslidir çıkıp bir bütüne kavuşmaya içindeki hava
ne kadar çoğalırsa o kadar yakındır kendini çevreleyene baş kaldırmaya

17.06.2017













11 Ekim 2016 Salı

-bu bir sonbahar şiiri değildir-
ankarayı kana boyadı ekim
oysa sevinçler taşımalıydı bir gar,
trenlerce kavuşmalar
mesela ben 17sinde bir çocuktum
hürlüğüme kavuşmuştum
sabaha karşı bir anadolu treninde
bir başka zaman hızlanacak demişlerdi trenler filan
aman ne sevinç ne bekleyiş

yoo ama böylesi uygun değil
bu bağırışmalar
bu kollar, bu ayaklar,
böylesi uygun değil
uygun değil
bu kaçışmalar
...

öyle üzünçlü ki
onca kar yağdı yoksul çatılara sonrası
kimi kızak kaydı, kimi üşütüp hasta oldu çocukların
ama ne üzünçlü ki
pürüpak olamadı yağsa da tonca kar
hiç bir ölüm


ne coğrafyaymıssın be yurdum
dört mevsimin ayrı renk,
her mevsimin başka bir ölüm
unutursak kurusun kalbimiz ama
unutmadan nasıl taşımır ki bunca acı yettiğince bir ömür
11.10.16
Ankara

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Sana Günaydın Demenin Şiiri

Üşenmedim her yere baktım
Sana günaydın demenin şiiri henüz yazılmamış
Gecenin gündüzle raslaştığı zamanlardan birinde...
yoooo daha iyisi tümünde
tümünde beee! ne güzel
aklı almaz insanın, şaşar kalır
tümünde
Neydi o kelime -hani geçen çeviride-
Hah tümleyen
Bütünleyen
Tamlayan
sana günaydın demenin şiiri henüz yazılmamış
-tı

uyandım
gözlerimi araladım
tüm zamanlarda
avcumu yüzüne sürdüm
öyle rasgele bi öpmeyi uygun buldum her bir yerine
gözlerimi kapadım
tuttum elinden seni de geçirdim kapımdan kendimle beraber
göz kapağı
...
ardı tüm kainatın en büyük coğrafyası
ne varsa biriktirdiğim
kalbimin attığı
aklımın duyduğu
aldım suretini onlara kattım
dudak çukuruna ilişiverdi ne varsa
tüm zamanlarımda
bütünleyen
tümleyen
tamlayan
sonra gözlerini kapadın
tuttun elimden beni de geçirdin kapından kendinle beraber

gözlerimizi açıncası...
ellerimiz coğrafyalar boyunca beraberce dolaşmış
sevinçli

gözlerimizi açıncası
dünyanın en güzel günaydın şiiri










6 Şubat 2016 Cumartesi

BÜYÜK TREN

Tüm akılca şeyleri toplasam
Gözceşeyleri, elceşeyleri, bedelceşeyleri
Olmadı
Baştan söylemeli bunu
Sesceşeyler tabi yaa
Olmadı
İşte o vakit tüm fısıltılar, solumalar, gırtlak temizlemeler
Her bir çalının her saniye yürüyen her çıtırtısı
Sandıklarca sandıklarca ıslık ve gök gürültüsü
Sandıklarımdan hala karıncalar geçiyor
Naftalinler oralarına buralarına
Hepsini ben yapmadım bunların
Karıncalar geçiyor ve gidiyor...
Olmadı
Baştan söylemeli bunu
Olmadı
Ama, olsun!
Olur...
Olur mu?
Sonra bir kaç dünya daha uydurdum
Açıp içini bazı başkaca şeyleri de doldurdum
Yuvalarından düşmüşlüğünü de iliştirdim bazı kuşların
O kuşları yuvasına iliştirmeyen elleri
Yakışmadı o son koyduğum
Onu çıkardım
Olmadı baştan söylemeli bunu
Olmadı
Öyle olur sandımdı
Tüm kalpceşeylerle tam olur
Varış noktası da kendisi olan bir yük treni
Hangi insanoğlu bilir ki yükünü tastamam
Dünyayı kendi içinden anlamaya çalışma çocuk
Bildiğin tüm adlar dökülüyor yere
Çekiştirdikçe sandıklarını
Yer yarılıyor bak kendine mezar
Hayır bekle
Hazır varlığını sınayacağım gelmişken
Olmadı...
Yanıtlar aptalların yanılgısı
Doğru sorular çocuk
Savaşlar
Doğru sorular çocuk!
Tanrılar
Doğru çocuk sorular
Çocuklar
Çocuk sorular doğru
Yanıtlar aptalların yanılgısı

06.02.2016