dün bi mekandan çıkıp diğerine geçerken ardımda beklentisiz bi hıçkırık duydum, 10 yaşlarında esmer tenli bi kız çocuğu..bizim buranın 'kara'larını ne kadar biliyorsam santim santim karanlıktaki kara çocuklarını da o kadar bilirim..mendil ya da çiçek satarlar ya da boş avuçlarını açarlar mekanlarda ve sokaklarda..bi de boyacılar var bahar kışa varana kadar fena kazanmazlar, epeyce çaylarını içmişliğim var alçak tabureli çay ocaklarında..acınmak değil de anlaşılmak ve takdir görmek ister çogu..-kim istemez ki- 'aferin be ben bi günde o kadar kazanmıyorum' denilsin mesela, mesela 'yooo çaylar benden dediğinde' elini cebine atmamanı beklerler..kimi de hiç bişey beklemez, bekleyemez..dün gece döndüm arkamdaki çaresiz hıçkırığı kucakladım. Daha önce çıkmış sol bileğinden sertçe çekiştirip dışarıya çıkarmış bi garson..döndüm arkamdaki göz yaşlarını kuruladım. Okulunu öğretmenini konuştuk..Kaçta döneceksin eve dedim saat on buçuğu bulmuştu..o çocukları sokakların sanır çoğu ya değil..sokaklar çocuk doğurmaz ki..her gün kararmaya yüz tuttu mu ankaranın en varoş semtlerinden otobüslere doluşup büyüklü küçüklü inerler şehrin işlek caddelerine..cevvaldirler, korkusuzdurlar işlerine gelmedin mi de yüzlerini çevirip sesine sağır olurlar..pek parlak değildir ama zırhları vardır minik kalplerini ve vücutlarını saran..ahh ama arkamdaki kapkara bilek..avuçlarımın içine aldım..aldım almaya gönlünü de ve başardım minik bi tebessüm iliştirmeyi yüzüne-yüzümü ona verdim aslında ıslak kaldı gözlerim bir süre daha...'keşke buranın karaları denize çıksaydı' diye geçirdim içimden, 'ahh bir kucaklasayabilseydi deniz göz yaşlarını kızın.. katıp belki sonsuzca döngüsüne bırakırdı o garsonun göz pınarına' sonra yüzümü bıraktım kıza, aldım gözlerini..sonra kıyılarına geldim kendi iç denizlerimin..
'Su başında durmuşuz Çınar, ben bir de minik kız..Suyun şavkı vuruyor yüzümüze çınara, bana bir de minik kıza' ...