23 Aralık 2013 Pazartesi

KOLYE

Evlerinin sokağının bozuk yoluna giren kamyonun sesiyle uyandı. Yataktan çıkmadan etrafına bakındı. Eşyaları ve hayatı parça parça kolilerdeydi.
-Hadi kızım kalk artık, kamyon geldi bile, çabuk hazırlan.
Yerinden kımıldamadı.
İrili ufaklı bu koliler az sonra kamyona yüklenecek ve başka bir odada yeniden açılmak üzere evin diğer eşyaları ve hayatları ile birlikte on saatlik bir yolculuğa çıkacaktı. Eşyalar yeni evlerine yerleştiğinde burada geçen ve özellikle zihninde büyük bir özenle tasnif edip yeniden yeniden yaşadığı son bir yılı da hatıra olacaktı. O sırada kolilerin en küçüğünden bir ses duyduğunu sandı:
-Çok uzun bir yolculuk olacak arkadaşlar, dağıtımdan bu yana bu kadar uzun yolculuk yapmamıştık.
-Umarım kapaklarımızı kırmaz metal arabalar yolda sarsıntıdan.
Konuşanlar kasetlerdi. Dayanamadı Zeynep bir çırpıda sıyrıldı yataktan, alelacele açtı koliyi, dağınık bir biçimde paketlemeden koyduğu arabaları çıkardı. Yatağının örtüsünü çekti, bir kaç kez katladı ve oyuncakları örtünün arasına koyup yeniden koliye yerleştirdi. Babasının öfkeli sesi bir kez daha duyuldu:
-Git şu sorumsuza bir bak.
Zeynep, dün geceki tatsız tartışmayı hatırladı. Mert’le parkta son kez buluşmuşlar, salıncaklarda oturup sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişlerdi. Eve geç gelmiş ve daha kapıdan adımını atar atmaz her zamanki gibi bir nasihat yağmuruna tutulmuştu. Babası yüzünde konuyla alakasız bir ifade ile elindeki kolyeyle oynayan kızının kendisini dinlemediğini fark ettiğinde iyice öfkelenmiş, araya giren annesi onu alıp salona götürmüş ve zar zor yatıştırmıştı.
Annesi çalmadan açtı odasının kapısını, başını uzattı, Zeynep’in hazırlanmakta olduğunu görünce:
-Hah tamam kızım hadi biraz acele et, adamlar senin yatağını da sökecekler, dedi.
-Tamam az kaldı anne, diye karşılık verdi Zeynep önündeki koliyi bantlarken.
Her zaman ailesinin özellikle de babasının istediği gibi davranamayacağına göre –ki dün gece bıraksalar sabaha kadar Mert’in yanında kalırdı-, uzun ve sıkıcı nasihatlerden kurtulmanın da yolunu elbet bulacaktı. İnsanın kendi zihniyle baş başa olması durumunun babası dahil kimse tarafından engellenemeyeceği düşüncesine bayılıyordu. Kendi hayal alemindeyken sınırsızca özgürdü. Dün gece Mert’in hediye ettiği kolyeyle oynadığı sırada yarım kalan görüşmelerini zihninde tamamlarken olduğu gibi. Kendi hayal alemine kaçmak, odayı hatta evi terk etmekten bile daha etkili bir yöntemdi, eğlencesi de cabası!
Birkaç dakika içinde kolyeyi özenle kutusuna yerleştirdikten sonra açık kalan son koliyi de bantladı. Odaya son bir kez daha şöyle bir göz attı. Odadan dışarıya adımını atmak istemiyordu. Taşınma işi kesinleştiğinden beri çok keyifsizdi. Okulundan, mahallesinden, arkadaşlarından ve Mert’ten ayrılmayı hiç istemiyordu. …

….

Yatak odasında elinde bir kolyeyle henüz yerleştirmediği tek kolinin başında öylece kalakalmıştı. Zihni o odadan, o evden, o yaşantıdan hızla uzaklaşmış, kendine çoktan bir takım geçmiş mekanları inşa etmeye başlamıştı bile. Birkaç saniye içinde parktaki salıncakların renkleri de dahil 20 küsür yıl öncesine ait tüm resim tamamdı. Ancak Mert’in ona bu kolyeyi verirkenki sevecen ve yarı hüzünlü yüzünü bir türlü bulamıyordu. Gözünün önünde yeniden yeniden beliren gergin ve sinirli suratı ise yakın geçmiştendi. Bu surata eşlik eden sahne ise boşanma işlemlerini başlatmak üzere hazırladıkları dilekçeyi vermek üzere gittikleri adliyeydi.
Zeynep, Deniz’in sesiyle odaya geri döndü. Öylesine dalmıştı ki onu ancak 3. seferde, odaya girip yanında dikilerek bağırdığında duyabildi:
-Anne, hatıra defterimi bulamıyorum?
Zeynep anılarının da değişmiş olmasına şaşkın, elindeki kolyeyle birlikte onları da bir kenara bırakarak kızına döndü:

-Tamam, şimdi gidip hatıralarını bulalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder